Rus Topraklarında Yahudi İzleri

Rus Topraklarında Yahudi İzleri

Rus Topraklarında Yahudi İzleri

Yazar: Şir Muhammed Dualı*

Yahudiler tarih boyunca başta Mısır, Babil ve Persler olmak üzere farklı medeniyetlerin etkisi altında kalmışlardır. Belirli dönemlere ayrılan Yahudi tarihinin en dikkat çekici yanı Sürgün (diaspora) dönemleridir. MS 66-71 yılları arasında meydana gelen Yahudi ayaklanmaları Roma İmparatorluğu’nun Kudüs’ü yakıp Süleyman Mabedini ortadan kaldırması ile sonuçlanmış ve Yahudi tarihi açısından önemli bir dönüm noktası olan ikinci sürgün dönemi başlamıştır. Bu olay, Yahudilerin kutsal topraklarla olan bağını kopartmakla kalmamış aynı zamanda kutsal olarak addedilen Mabedin de tamamen yıkılmasına yol açmıştır. Filistin dışına sürülen Yahudilerin hangi rotayı takip ederek başta Avrupa ülkeleri olmak üzere dünyanın dört bir yanına dağıldıklarıyla ilgili kesin bir veri olmamakla birlikte, göç hareketinin kabaca iki istikamete yöneldiği düşüncesi oldukça yaygındır. Bunlardan ilki İtalya üzerinden Almanya’nın güney bölgesine yöneliktir. Bu bölgede klasik Almanca ve İbranicenin karışımından türetilmiş Yidiş dilini geliştiren Aşkenazi Yahudiler ortaya çıkmıştır. Diğeri de Kuzey Afrika üzerinden İspanya’ya yöneliktir. Bu yolu izleyenler ise İspanyolca ve İbranicenin karışımından meydana gelen Ladino dilinin yanısıra Arapçayı da etkin bir biçimde kullanan Seferadi Yahudilerdir. Bununla birlikte bir diğer istikametin ise Karadeniz’in kuzey bölgesine yöneldiği bilinmektedir.

Emilio Sale Frances'in "The Expulsion of the Jews from Spain" isimli tablosu, 1889, Museo Del Prado, Madrid.

Karadeniz’in kuzeyinde Yahudi varlığı
Yahudilerin Karadenizin kuzey kıyılarına yönelik göçleri ile ilgili de çeşitli tezler söz konusudur. Özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Phanagoria şehri (Kerç boğazı kıyıları) civarında gerçekleştirilen arkeolojik kazılar neticesinde bölgede Yahudi varlığı ile ilgili önemli bulgulara ulaşılmıştır. Bunların başında üzerlerinde yedi kollu şamdan (Menora) ve İbranice harflerin yer aldığı mezar taşları gelmektedir. Bu bulgular miladi 1. yüzyıldan itibaren Yahudilerin Karadeniz’in kuzeydoğu kesimlerinde varlık gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Tarihi kayıtlar MS 132-136 yıllarında Bar Kohba önderliğinde Roma İmparatorluğu’na karşı Yahudi ayaklanmasının meydana geldiğini haber vermektedir. Dönemin Roma İmparatoru, Traianus Hadrianus (ö. 138), ayaklanmayı kanlı bir biçimde bastırmış ve binlerce Yahudi de idam edilmiştir. Bu hadise, Filistin civarında bulunan Yahudilerin dünyanın diğer coğrafyalarına göç etmesine yol açmıştır. Bu bölgelerin başında, Roma’nın himayesi altında bulunan Bosporos Krallığı’na bağlı şimdiki Kırım Yarımadası gelmektedir. Bölgeye daha önce yerleşmiş harhangi bir Yahudi grubunun varlığı ile ilgili farklı görüşler mevcuttur. Buna göre Kırım ve civarına ilk Yahudi göçü, MÖ 6. yüzyılda Babil esareti sonrası Kafkasya üzerinden gerçekleşmiştir. Roma’nın himayesinde olan Bosporos Krallığı’nın önemli bir bölümü MS 4. yüzyıl içerisinde Gotların ve Hunların kontrolü altında idi. İleryelen dönemlerde Kiev merkezli bir siyasi oluşum haline gelen Rusların söz konusu coğrafyayı ele geçirmesi, bölgede bulunan Yahudilerin de Rusların himayesi altına girmesiyle neticelenmiştir. Dolayısıyla Rusya Yahudilerinin tarihi bu dönemlerden itibaren başlatılmaktadır. Grek tarihçi Theophanes da (ö. 818) başta Phanagoria şehri olmak üzere bölgedeki Yahudi varlığını teyit etmektedir. Bu bilgilerden dolayı bazı araştırmacılar, Kırım Yarımadasında MS 5. yüzyıl dolaylarında bir Yahudi Derebeyliğinin varlığından ve en önemli şehirlerinden birinin de Çufut Kale olduğundan bahsederler.

Çufut Kale'de Karaim Yahudilerine ait bir sinagog.

Her ne kadar Yahudilerin Kırım yarımadası ve civarına Babil esareti sonrasında geldikleri ileri sürülmüş ise de elimizdeki mevcut kaynaklar, Yahudilerin bölgedeki varlığıyla ilgili olarak MS 1. yüzyıla işaret etmektedir. Kırım Yarımadası civarında ilk Yahudi varlığını ortaya koyan belge, MS 80-81 yıllarına ait olduğu tahmin edilen bir mermer yazıttır. Grekçe olan ve dönemin Roma İmparatoruna hitaben yazılan mermerde, Yahudi sinagoglarından bahsedilmektedir. Dolayısıyla bu tarihi kanıt, MS 1. yüzyılda, Kırım ve civarında Yahudi nüfusunun varlığını ortaya koymaktadır. Rusya asıllı Yahudi tarihçi Dubnow, bu Yahudi cemaatinin Grek Helenizmi etkisinde kalan Yahudilerden müteşekkil olduğunu, yazışmalarını Grekçe yaptıklarını ve Grekçe isimler kullandıklarını belirtmektedir. İlerleyen dönemlerde bölgenin Rus derebeylerinin yönetimi altına girmesiyle birlikte bölgedeki mevcut Yahudi nüfusun da giderek azaldığını söylemek mümkündür. Zira bu dönemde Kiev ve özellikle Novgorod gibi Slav kentlerinde Yahudi mevcudiyetinden bahseden herhangi bir veriye ulaşılamamıştır. Ancak 10. yüzyıldan itibaren söz konusu bölgelerde Yahudi varlığından bahseden Rusça kaynaklara rastlanmak mümkündür.

Bu hususta bir diğer kaynak, Doğu Slav menşeli tarihi kayıtlar, azizlerin hayat öyküleri, Yahudi karşıtlığını ön plana çıkaran kilise kaynaklı edebiyat türleri ve Slav dillerine çevrilen İbranice metinlerdir. Bu çerçevede Doğu Roma’nın kontrolünde olan Anadolu coğrafyasından başta Kiev olmak üzere bu bölgeye ticari nedenlerle gelen ve yerleşen önemli ölçüde Yahudinin varlığı söz konusudur. Zamanla bölgeye yönelik Yahudi ilgisi daha da artmıştır. Bunun başlıca sebebi, Doğu Roma İmparatorluğu’nun kendi sınırları içerisinde bulunan Yahudilere yönelik uyguladığı baskıcı politikalardır. Dolayısıyla Yahudiler, merkezinde Kiev olmak üzere kuzeybatıda Suzdal şehrine, güneyde ise Taman Yarımadasına kadar uzanan geniş bir coğrafya içerisinde varlık göstermişlerdir. Ayrıca Kiev’in bir semtine 933 yılında Rus Kınyazı İgor (ö. 945) tarafından Kırım ve Kerç’ten esir olarak getirilen iki bin civarında Hazar Yahudisinin yerleştirildiği hususu Rus kaynaklarında yer almaktadır. Bundan dolayıdır ki İgor döneminde Kiev şehrinin güney kesimi “Hazar” olarak isimlendirilmektedir.

Karay Yahudileri

Bölgeye ayrıca 1095 tarihinden itibaren I. Haçlı Seferi sırasında Almanya ve Macaristan’dan kaçan Yahudilerin de göç ettiği ileri sürülmektedir. Dolayısıyla Kiev, söz konusu tarihlerde Doğu Roma, Hazar Hanlığı ve Avrupa kıtasından gelen Yahudilerin ikamet ettiği bir merkez konumuna gelmiş, bu durum bölge halkının tepkisine neden olmuştur. Örneğin Rus kaynaklar, 1069 yılında Kiev Yahudilerine yönelik bir saldırının olduğunu ve bu saldırıda zengin Yahudilerin mallarına el konduğunu belirtmektedir. Ancak bu saldırı sonucu herhangi bir can kaybının meydana gelip gelmediği ile ilgili bir bilgiye yer verilmemektedir. Genelde zengin Yahudilerin mallarını hedef alan bir saldırı söz konusu olduğundan, yaşanan bu olayın temelde dini bir gerekçeden ziyade ekonomik olduğu düşünülebilir. Ancak bölge halkının Ortodoks Hıristiyan inancına mensup Slavlardan müteşekkil olduğunu göz önünde bulundurur isek, bu saldırıların sadece ekonomik nedenlerle gerçekleşmediği anlaşılacaktır.

Rus kroniklerinde Yahudiler
Yahudilerin bu bölgede varlığını teyit eden bir diğer kaynak, ilk Rus kroniği olma özelliği taşıyan “Eski Zamanların Anlatısı”dır. Kronik, Hazar Yahudilerininden bir heyetin dönemin Kiev Kınyazı Vladimir’i Yahudi inancını tebliğ amaçlı ziyaretinden bahseder. Yine Kiev Peçersk manastırının kurucusu Feodosia’nın (ö. 1074) yerli Yahudiler ile dini konular üzerine tartıştığı zikredilir. Ayrıca bazı Ortaçağ metinleri, Kievli Musa (Моисей Киевский) ya da Rusyalı Musa (Моисей из Руси) adında bir bilginden söz eder. Yine aynı kaynaklar, Kiev Rus Derebeyliğinin önemli merkezlerinden biri olan Çernigiv Yahudilerinin Batı ile yapılan ticarette oynadıkları role dikkat çeker. Örneğin 1113 tarihinde Kiev Derebeyi II. Svyatopolk’un ölümünü müteakiben, kentte kargaşanın çıktığını, halkın bölgede bulunan Yahudi mahallesine saldırarak yağmaladığını yazan Rus kroniğine göre Boyarların isteği üzerine bölgedeki tüm Yahudiler Rus topraklarının dışına çıkartılmıştır. Yahudilerin Rus topraklarındaki mevcudiyetini ortaya koyan bir diğer kaynak “Hypatian kroniği”dir. Zira bu kronik 1288 tarihinde bölge Yahudilerinin Volhynia Derebeyi Vladimir Vasilkovich (ö. 1288) ile olan diyaloğundan söz eder. 1239’dan itibaren Moğol-Tatar ordularının Kiev’i ele geçirmesi ile birlikte, bölgede bulunan Yahudiler de önemli ölçüde zarar görmüştür. Hatta önemli bir bölümünün şimdiki Polonya topraklarına doğru göç ettikleri bilinmektedir. Ancak ilerleyen dönemlerde Moğol-Tatar idarecilerinin Yahudileri Kiev’e davet ederek kendi idareleri altında yaşamalarına müsaade etmek suretiyle onlara birtakım haklar tanıdığı, bu sebeple de bölge halkının Yahudilere karşı nefretinin arttığı yine kaynaklarda geçmektedir.

Hypatian kroniğinden bir sayfa.

Yahudilerin Kiev Rus Derebeyliğine ne zaman ve nasıl geldikleri ile ilgili ortaya atılan tezler, mevcut kaynaklar çerçevesinde değerlendirildiğinde karşımıza şu üç varsayım çıkmaktadır. Bu varsayımlardan ilki, Avrupa coğrafyası üzerinden Aşkenaz Yahudilerinin bölgeye göçünü öngörürken, ikincisi, İslam ülkeleri üzerinden bölgeye gerçekleşen Yahudi yayılmacılığını ön plana çıkartır. Sonuncusu ise Doğu Roma sınırları içerisindeki Yahudilerin baskılar ve ticari/ekonomik sıkıntılar nedeniyle bölgeye yerleşmesi üzerine kurgulanan tezdir. Bilim dünyasında kabul gören ve Batı teorisi olarak bilinen ilk ihtimale dayanak olarak haçlı seferleri gösterilmektedir. Nitekim haçlı seferleri sırasında Almanya ve Fransa’dan doğuya yönelik gerçekleşen bir Yahudi göçü söz konusudur. Ancak kaynaklar doğrudan haçlı seferleri sırasında Kiev Rus Derebeyliğine yönelik bir Yahudi göçünden bahsetmemektedir. Bu da söz konusu tezin yetersizliğini ortaya koymaktadır. Ayrıca ticaret yollarının genişlemesi ve büyük ticaret şehirlerinin ortaya çıkması da ikincil bir ihtimal olarak belirtilmektedir ki bazı kaynaklar Ruslarla Almanlar arasında ticari ilişkinin varlığını teyit etmektedir. İkinci ihtimalle ilgili olarak öne sürülen en önemli kanıt Arap tarihçi el-Mesûdî’nin İslam ülkeleri ve Rum diyarından gelen Yahudilerin Hazar devletine yönelik göçüyle ilgili aktardığı bilgilere dayanmaktadır. Henüz 720 yıllarında Doğu Roma tahtına çıkan Leon İsaur, bir ferman yayınlayarak tüm Yahudilerin Hıristiyanlığa geçmesini emretmiştir ki bu durum Yahudilerin Doğu Roma İmparatorluğu dışına kaçmalarıyla sonuçlanmıştır.

Buna benzer bir diğer uygulama Doğu Roma İmparatoru olan Romanos tarafından 10. yüzyılın ortalarına doğru uygulamaya konulmuştur. Diğer taraftan Rusların Hıristiyanlığı kabul etmelerinden önce bir kısım Yahudilerin Doğu Roma İmparatorluğu’nun sınır boylarına göç etmeleri olası bir ihtimaldir. Zira Taman Yarımadası, her ne kadar Kiev Rus Derebeyliğinin önemli merkezlerinden biri olsa da Doğu Roma etkisinin canlı olduğu bir coğrafya olmaya devam etmekteydi. Üçüncü varsayım olan ticari ve ekonomik nedenlerin de Yahudi göçlerinde etkin rol oynadığı muhakkaktır. Zira tarihi kayıtlar, Karadeniz’in Doğu Roma’nın kontrolünde bulunan Kuzey bölgelerinde Kiev Derebeyliğinden çok daha önce bir Yahudi varlığından bahsetmektedir. Sonuç olarak yukarıda zikredilen her üç varsayımın da belirli oranlarda Yahudilerin söz konusu bölgeye göç etmesinde rol oynadığını söylemek mümkündür.

Rusların Hıristiyan olmasıyla artan Yahudi karşıtlığı
Rusların 988 yılı itibariyle Hıristiyanlığın Ortodoks mezhebini kabul etmesi, o güne değin şekillenen Ortodoks ideolojisinin bölgeye nüfuz etmesiyle sonuçlanmıştır ki bu durum bölgede bulunan Yahudiler açısından yeni bir dönemin başlangıcı anlamına gelmektedir. Nitekim söz konusu tarihlerden itibaren Doğu Roma ruhundan neşet eden Yahudi karşıtlığı, Rus dini ve kültürel hayatına da kendi damgasını vurmuştur. Dolayısıyla 11. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren Ruslar, yönetimleri altında bulunan Yahudilere karşı birtakım kısıtlayıcı kararlar almışlar ve bazı hallerde onlara yönelik imha politikalarını dâhi hayata geçirmekten çekinmemişlerdir. Bu hususta elimize ulaşan bilgilerden ilki, Rus Derebeyi I. Yaroslav (ö. 1054) dönemine denk gelmektedir. Zira onun döneminde yürürlüğe giren ve Yaroslav kanunları olarak da bilinen uygulamaya göre, bir Yahudiyle cinsel ilişkiye girmek en büyük suç kabul ediliyordu ve bu türden suç işleyenler yüklü miktarda para (griven) cezasına çarptırılıyordu. Ayrıca bir Yahudi ile ilişkiye giren Hıristiyan bir kadının toplumdan tecrit edilerek manastıra hapsedileceğine hükmedilmişti. Yine bu kanun uyarınca bir Yahudi’yi öldürenin cezası karşı tarafa ödenecek diyet iken, Yahudi ile dostluk kurmanın cezası aforoz olarak belirlenmişti. Bu uygulamalar, dönemin Hıristiyan Ruslarının Yahudilere yönelik olumsuz bakış açısını açıkça ortaya koymaktadır.

Rus derebeyi I. Yaroslav

Günümüze ulaşan bilgilere göre, 1113 yılı itibariyle dönemin Rus Derebeyi Vladimir Monomakh (ö. 1125), ülkesinde herhangi bir Yahudi’nin barınmasını yasaklayan bir kararla Rus sınırları içerisinde Yahudi varlığına son vermeye çalışmış ve Yahudileri resmen “Rus halkının düşmanı” ilan etmiştir. Dolayısıyla hem Monomakh’ın almış olduğu bu karar, hem de Moğol-Tatarların Kiev’i ele geçirmeleri, Yahudilerin bölgeye olan ilgisini asgari düzeye indirmiştir. Ayrıca Moğol-Tatar istilası, bölgede bulunan Yahudilerin önemli bir kısmının, Letonya ve Polonya topraklarına göç etmelerine yol açmıştır. Bu sebeple 13. yüzyılın ortalarından 15. yüzyılın sonlarına kadar, Rusların himayesinde bulunan topraklarda yaşayan Yahudilerden bahseden ciddi bir kaynağa rastlamak mümkün değildir.

Rusların Yahudi sorunu ile yüz yüze kalacakları dönem ise 1772-1795 yılları arasında Polonya Krallığının (Lehistan) Rusya ve Avusturya arasında kademeli olarak paylaşılmasından sonra gerçekleşmiştir. Zira bu taksimat sonucu Belarus, Ukrayna ve Letonya Çarlık Rusyası’nın bünyesi içerisine dâhil edilmiştir. Bu paylaşım neticesinde ilk defa Çarlık Rusyası, büyük bir Yahudi nüfusu ile karşı karşıya kalmıştır. Bu sayı Çarlığın batıya doğru topraklarını genişlettiği oranda artarak devam edecektir. Daha önce kısmi Yahudi nüfusunu bünyesinde barındıran Rusya, genellikle ticari amaçlı ülkeye gelen Yahudiler ile uğraşırken, artık sınırları içerisindeki yüzbinlerce Yahudiyi yönetmek zorunda kalacaktır.

*Doç. Dr., Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Din Bilimleri Anabilim Dalı

Paylaş: