Papa Francis’in Irak gezisi ne anlam ifade ediyor?

Papa Francis’in Irak gezisi ne anlam ifade ediyor?

Papa Francis’in Irak gezisi ne anlam ifade ediyor?

Katolik Kilisesi lideri Papa Francis, papalık görevine geldiği 2013 yılından itibaren yapmış olduğu birçok yurtdışı gezi arasında ilk Irak ziyaretini bugünlerde yapıyor. Gerek Irak'ın içinde bulunduğu sosyal, siyasal kaos ortamı ve gerekse dünya genelinde yaşanan pandemi bu geziyi daha bir anlamlı hale getirdi. Hemen her yerde Papa'nın böylesi bir ortamda bu gezi kararını neden aldığı sorusuna cevap aranmaya çalışılıyor.

Papalıktan yapılan açıklamalar geziyle ilgili iki temel gayeye vurgu yapıyor: Birincisi; dünyanın sosyal, siyasal ve askeri anlamda en kaotik bölgelerinden birisi olan Irak'a Papa'nın bir barış hacısı ya da elçisi olarak bu ziyareti gerçekleştirecek olması… Yani kutsal metne gere Hz. İbrahim'in doğum toprakları olan bu yörede farklılıklar arasındaki barışın tesisine vurgu yapması ve katkı sağlaması… İkincisi ise Irak'ta gerek Saddam döneminde ve gerekse yakın zamanlarda yaşanan trajik hadiselerden hayli etkilenmiş olan yöredeki Hıristiyan halkın sorun ve sıkıntılarına destek vermek ve yöneticileri bu sorunlarınhalledilmesi konusunda teşvik etmek.

Papa'nın Irak'a yaptığıüç günlük bu ziyaret Papalık-Irak ilişkileri açısından da bir ilk. Zira daha önce 1999'da planlanan ve zamanın şartları gereği gerçekleşemeyen ziyaret planı sonrası ilk defa Katolik Kilisesi lideri Irak'ı ziyaret ediyor. Ancak bu Papa Francis'in İslam dünyasına yaptığı ilk ziyaret değil. Daha önce aralarında Türkiye'nin olduğu birçok ülkeyi ziyaret etti. Türkiye'ye, Mısır'a, Birleşik Arap Emirlikleri'ne ve Ürdün'e yaptığı ziyaretlerde önemli görüşmeler gerçekleştirdi. Patrik Bartholomeos gibi Hıristiyan dünyanın diğer liderleriyle ve Mısır Ezher şeyhi Ahmed et-Tayyib gibi Sünni dünyada öne çıkan figürlerle bir araya geldi, bazı ortak deklarasyonlara da imza attı. Dolayısıyla Papa'nın Irak ziyareti İslam dünyasına yönelik yapmakta olduğu bu uzun soluklu ziyaretler dizisinin bir durağını oluşturuyor. Irak'ta planlanan görüşme trafiğine bakıldığında Şii dünyanın önde gelen liderlerinden Sistani ile görüşecek olması da kayda alınması gereken önemli bir husus…

Baştaki soruyu tekrar soracak olursak; peki, Papa'nın Irak ziyaretinin Papalık tarafından medyaya açıklanan amacı dışında üzerinde durulması gerekenbaşka anlamı ya da bağlamı nedir ya da var mıdır?

Papa'nın İslam dünyasında gerçekleştirmiş olduğu daha önceki ziyaretlerinde yaptığı görüşmeler ve verdiği mesajlar dikkate alındığında, bu ziyaretin politik ve dinsel olmak üzere iki temel bağlamının olduğu görülüyor. Ziyaretin politik bağlamı Vatikan Papalık devletinin başı olarak Papa'nın, bir devlet adamı olarak özellikle sosyal ve siyasal kriz içinde olan ve Hıristiyan azınlıkları bünyesinde barındıran ülkelere yaptığı gezilerin bir uzantısını Irak'a gerçekleştiriyor olmasıdır. Irak özellikle Saddam dönemindeki ABD ve Batılı müttefiklerinin askeri müdahalesi sonrası dönemde ciddi şekilde başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı siyasal güçlerin fiili etkisinin hissedildiği bir ülkedir. Ülkeye demokrasi getirmek sloganıyla Iraktaki siyasal yapıya müdahale eden Batılı güçler bir taraftan ülkede bir milyonu aşkın insanın yaşamını kaybettiği bir çatışma ve kaos ortamını hazırlayıp, yörede yaşayan farklı etnik ve dini cemaatler (hatta Sünniler ve Şiiler gibi İslam mezhepleri) arasında belki onlarca, yüzlerce yıl devam edecek olan nefret ve düşmanlık tohumları ekerken, bir taraftan da Irak'ın başta petrol olmak üzere doğal kaynaklarını aralarında parsellemiş ve Irak'ı dünyanın en yoksulları platformuna itmişlerdir. Batılı siyasal güçlerin yöredeki çıkarlarını bu fiili durumun devamında gördükleri ve Türkiye ve İran gibi bölge ülkelerinin Irak'la ve Irak halkıyla kurmaya çalıştıkları siyasal ve ekonomik ilişkileri ise kendi lehlerine oluşturdukları bu fiili statükoya bir tehdit olarak değerlendirdikleri bilinmektedir. Böylesi bir siyasal atmosferde Batı askeri ve siyasal egemenliği etkisi altındaki Irak'a Batılı bir siyasal figür olarak Papalık bir ziyaret gerçekleştirmekte ve Iraklı siyasal figürlerle Batı yanlısı kesimler nezdinde Batının bölgedeki varlığının ve politikalarının meşruiyetine destek vermektedir. Nitekim Papa'nın Iraklı yöneticilerle, Kuzey Irak Kürt bölgesinin temsilcileriyle yaptığı/yapacağı görüşmeleri bu bağlamda düşünmek yerinde olacaktır.

Papa'nın Irak gezisinde asıl altı çizilmesi gerekli olan husus ise gezinin dini motivasyonu ve hedefleridir. Gezinin en belirgin dini motivasyonu Irak'taki Hıristiyan azınlık gruplara verilecek destektir. Irak'ta başta Keldaniler ve Asuriler olmak üzere, Süryaniler, Ermeniler ve irili ufaklı birçok Protestan ve Evanjelik kilise mensubu yaşamakta olduğu ve yaklaşık çeyrek yüzyıl önce sayıları bir buçuk milyon civarında olan bu kesimin yaşanan çatışma ortamına bağlı olarak bugün bu nüfusun 250.000 civarına gerilediği bilinmektedir. Irak'ta yaşayan bu Hıristiyan azınlığın Keldaniler, Katolik Ermeniler ve Katolik Süryaniler gibi mensuplarının büyük çoğunluğu kilise yönetimi bağlamında Papalıkla yakın ilişki içerisindedir. Daha dorusu Katolik misyonerlerin kabaca 16. yüzyıldan itibaren yörede yürüttükleri misyonerlik faaliyetleri neticesinde bunlar Katolik kilisesiyle yakın irtibat içerisine girmişlerdir. Bu minvalde Papalık yöredeki Hıristiyan azınlığı kendisine bağlı ve kendi himayesinde görmekte ve onlara sahip çıktığı mesajını her fırsatta dillendirmektedir. Bu noktada özellikle Suriye coğrafyasında dominant bir güç olarak ortaya çıkan Rusya'nın ve Rusya'nın şahsında Rus Ortodoks Kilisesi'nin Irak üzerinde oluşturması muhtemel etki Papalığın bu yöreye yönelik ilgisinin bir nedenidir. Tarihsel olarak İstanbul Müslüman Türkler tarafından fethedilmesi sonrası dönemde kendisini “Üçüncü Roma” ve ortodoksluğun yeni merkezi ilan eden Rus Ortodoks kilisesi, kendisini yalnızca geleneksel olarak İstanbul kilisesine bağlı Ortodoks Hıristiyanları değil, aynı zamanda tümüyle Doğu Hristiyan halklarının hamisi saymakta ve bu konuda gerek Fener Patrikhanesi gerekse Vatikan ile bir çekişme yaşamaktadır. Bu çekişmeyi Balkan ülkeleri ve Ukrayna gibi Hristiyan çoğunluğun yaşadığı ülkeler kadar Irak ve Suriye gibi Hıristiyanların azınlık olarak yaşadıklarıülkelerde de görmek mümkündür. Papalık Irak'a yaılan bu ziyaretle Irak Hristiyanlarına bir yandan kendilerine yönelik hamilik ve himaye mesajı verirken bir taraftan da bölge üzerindeki muhtemel bir Rus Ortodoks Kilisesi etkisini kırmayı amaçlamaktadır.

Dini anlamda bu ziyaretin bir diğer bağlamı ise Papalığın dinlerarası ilişkiler ve diyalog çabasıdır. Hz. İbrahim'in doğduğu topraklar olarak bilinen bu yörede Papalık kardeşliğe ve barışa vurgu yapmakta ve bu bağlamda diğer Hıristiyan olmayan liderler yanında Şii dini lider Ayetullah Sistani ile de bir görüşme gerçekleştirecektir. Bu görüşme ile yörede baskın olan Şiilere iyiniyet ve diyalog mesajı verilmiş olacaktır. Burada Katolik Kilisesi'nin kabaca 2. Vatikan Konsili sonrası dönemde yoğun bir şekilde ön plana çıkarmaya çalıştığı dinlerarası diyalog çabalarının farklı din mensuplarının karşılıklı konuşup ön yargıları kırmaları ve şiddet, zulüm, yoksulluk, doğal afetler ve benzeri ortak sorunlara karşı çözüm yolları aramaları süreci olmaktan ziyade kilise tarafından asıl itibarıyla Hıristiyan olmayan ötekilere İncil mesajının ulaştırılmasına dayalı bir proselitizm olarak anlaşıldığını hatırda tutmakta yarar vardır. Bir başka ifadeyle dinlerarası diyalog çabaları kilisenin zaviyesinden misyonerlik motivasyonlu bir faaliyet olarak anlaşılmaktadır. Aslında kilisenin misyonerlik motivasyonlu çabaları yeni bir durum da değildir. Esasen Katolik misyonerlerin yörede kabaca 15. yüzyıldan itibaren yoğunlaştırdıkları misyonerlik faaliyetleri sonucu Nesturiler, Ermeniler ve Süryaniler gibi Doğu Hıristiyanların bir bölümü Katolikleşmişlerdir. Dolayısıyla Papalığın Irak ziyaretine dair dinler arası ilişkiler ve diyalog vurgusunda bu hususun da dikkate alınması gerekir.

Bu arada hatırda tutulması gereken bir diğer husus; Papalığın onlarca yıldır sürekli dillendirmeye çalıştığı farklı kültürler ve inançlar arasındaki barış, hoşgörü ve tolerans söyleminin bizzat Hıristiyan çoğunluğa sahip Batılı ülkeler arasında fazlaca bir karşılığının olmadığıdır. Zira başta Avusturya, Fransa ve Hollanda olmak üzere Batılı ülkelerde ırkçılığın, yabancı düşmanlığının ve özellikle İslamofobinin gittikçe güç kazandığı ve çeşitli dini liderlerin de buna çanak tuttukları bir gerçektir.

Prof. Dr. Şinasi Gündüz
İstanbul Üniversitesi
Kaynak: timeturk

Paylaş: